14 Haziran 2017 Çarşamba

EVLİ VE MUTSUZ



SEDEF DURMAZ

Kendimi neden sevmiyorum? Neden kendimle sessizce oturamıyorum? İstanbul’un şantiyelerini andıran bir karmaşa var kalbimin merkezinde. Gürültüye karışan, kaybolan çığlıklarım…  Acılarımı etiket gibi üstümde taşımaktan yorgun düşüyorum.

LEYLA ŞENSOY 

Düşünüyorum da Kuzey’in yeniden evlenmesinin tek nedeni olabilir. Beni kendisine tekrar âşık etmek. 

KUZEY DURMAZ

Biliyor musun, Leyla, senin soğuk yaradılışlı bir yılan olduğunu söylediğinde kızmıştım. Şimdi onunla aynı fikirdeyim ama seni boşamayacağım! Onun yerine kariyerini yok edeceğim.

NEŞE DURMAZ

Tarihteki ilk evlilik belgesinde, on dört yaşında bir kızın, altı inek karşılığında kocasına verilmesi, konuya bir uğursuzluk bulaştırmış olabilir. Eski çağlardan günümüze kalan başlık parası âdeti, bir kadın olarak kanımı donduruyor.

Kadının satılık bedeninin tapusu, önce babasına, sonra kocasına ait, öyle mi?


Ruhumuzun omurgasını çiğneyen kokuşmuş erkek ayaklarını, silkeleyip atmak için kaç yüz yıl daha beklemek gerekiyor? Bunları yazıyorum ama yine de evlendim. Zaten hep böyle yaparım. İç sesimi dinlemem. 

AYAZ ALKIŞ

Senden çocuklarım olsun istiyorum. Hayatımın kadını ol istiyorum. Sürekli koynunda olmak istiyorum.

AYŞE DERTLİ

Biz çok küçük yaşta evlendik. Ben gözümü açtım onu gördüm. Hem o kadından sıkılacak günün birinde eminim.

SONER YAKIN 

Sen şimdiye kadar gördüğüm en seksi kadınsın Neşe. 


2 Mayıs 2017 Salı

Ölü bir ilişki türü


LEYLA ŞENSOY

Ünlü olmak beni kibirli yaptı ama etrafımdakilere bağlanıyorum. Kimsenin kötülüğünü istemem. Kocalarını çaldığım kadınlara özür borçlu hissetmiyorum yine de. Ben de kaç kez aldatıldım. Çok büyütüyorlar bu konuyu. 

SEDEF DURMAZ

Babam öldü. Hiçbir şey hissetmiyorum.
Evliliğim bitmek üzere. Hiçbir şey hissetmiyorum.
İşsizim. Hiçbir şey hissetmiyorum.
Acılarım, çocukların elinde kalan kafası, gözü çıkmış oyuncaklar gibi; onları seyrediyorum. Çocukken de böyle yapardım. Bebeklerimi camdan aşağı atar parçalanan kollarına, bacaklarına bakar hiçbir şey hissetmezdim.


AYŞE DERTLİ


“Günah Sedef Hanım. Büyük günah. İnsan Allah’ın verdiği cana kıyar mı?”


NEŞE DURMAZ

Evliliğin en zor yanı sıkışmışlık hissi… Evli olmaya uyum sağlayamamak. Gitmek isteyip gidememek… Kalmak istemeden kalmak. Düzenim bozulmasın, rutinim aksamasın derken ömür geçiyor. Akıl sağlığının baş düşmanı “mutsuz evlilikler” bence…
İçinde seks olmayan, alışkanlık temelli, toplum dayatmalı, doğallığını kaybetmiş, ölü bir ilişki türü “evlilik”. Yine de evlendim. Zaten hep böyle yaparım. İç sesimi dinlemem. 


KUZEY DURMAZ

Ben mutlu evliliğe inanmam. Bizimki ‘evlilik’ değil canımın içi. Ara sıcak, çilingir sofrası, meze, rakı birlikteliği. En azından sen bana yeniden âşık oluncaya kadar öyle.

AYAZ ALKIŞ

İhanet bir seçimdir. Sadakat sürdürülmesi zor bir erdem falan değil. Yaparsın ya da yapmazsın.

VERA

İnsanlığın genel durumu bu! ‘Düşünme aşamasından yapma aşamasına geçemiyorlar.’ Sen yıllardır zayıflamayı düşünüyorsun. Yapabildin mi? Hayır.

SONER YAKIN

Aşkı bu kadar putlaştırmaya ne gerek var? Basit ve sade olan her şey kendiliğinden güzeldir.

Kitaptan alıntıdır. Kitap yayınlanınca buradan bilgi vereceğim. 

NAZLI AKIN 



26 Şubat 2017 Pazar

Gönüllü köle

En büyük korkumun içinden geçerken deliliğin sınırsız olduğunu keşfettim. Delilik asla kontrol edilemeyen bir şey... Düş sapması. Hayal bozukluğu. İçine girmek de içinden çıkmak da kolay değil. Yine o cümle yankılanıyor kulaklarımda:

“En büyük şiddet, kim olduğun gerçeğini kabul edinceye kadar kendine uyguladığın şiddettir.”

Ya korkularımız “gerçekte istediğim hayat bu değil” diyemediğimiz için en büyük kâbuslarımıza dönüşüyorsa? Kendimize gerçekten ne istediğimizi sormaya bile korkmuyor muyuz? Ya korku dediğimiz şey en büyük karanlığımızsa? Asla yüzleşmeye cesaret edemediğimiz bir şeyi simgeliyorsa?

Kaçmaya doymuyoruz biz. Zayıf olduğumuzu kabul edersek yenilmekten korkuyoruz. Kaçışı korkuyla, korkuyu kaçışla kapıyoruz. Ruhlarımız yamalı bir kumaşa dönüşürken orijinal halinden uzaklaşıyor. Düş gücünü kaybetmiş bir terzinin hep aynı renklerden diktiği tek tip bir kıyafete dönüşüyor. Kiminin elbisesinde hüzün yaması büyük, kiminin elbisesinde ihanet… Âşık olduğumuz dramlarımıza, acısı abartılmış hikâyelerimize, güneşe çıkarmadığımız depresyonlarımıza bayılıyoruz. Hiç aydınlığa çıkmamış sırlarımıza yapışıp onların gönüllü kölesi oluyoruz.

Kuşaktan kuşağa aktarılan davranış tekrarlarına “yaşamak” diyoruz. Nerede nasıl yaşamak istediğimizi bilmiyoruz. “En büyük düşün ne?” sorusunun cevabını da. Bu hayat böyle derken bile asileşmiyoruz. Terbiyeli çocuklarız ne de olsa. Kızgınlıklarımızı yutmayı da büyüklerimiz öğretti. Sinirlendiğinde bağırmayacaksın, öfkelendiğinde kırıp dökmeyeceksin, haksızlığa uğradığında dişini sıkacaksın. Etraf ne der sonra? Hakkında kötü düşünürler. Hakkımda ne düşündükleri çok önemli... Kendim hakkında ne düşündüğüm üstünde kafa yormaya değmez. Kendimi tanımaya, anlamaya gerek yok. Böylece kendime benzeyen biriyle evlenip sonsuza kadar mutsuz olabilirim. 

Nazlı Akın 



18 Aralık 2016 Pazar

DUYURU

Sevgili "evli ve mutsuz" okurları. Blogdaki içeriklerin tamamını bugün kaldırdım. Gösterdiğiniz ilgi ve okunma oranları beni yüreklendirdi. Hepinize çok teşekkür ederim.

Kitap basıldığında yeniden buluşmaya niyet ediyorum. İlk kitabım Vecd'i okumayanlar için linki paylaşıyorum. İmzalı kitap isteyenler benimle iletişime geçebilir. 

Sevgi ve saygıyla.

NAZLI AKIN 

http://www.dr.com.tr/Kitap/Vecd/Nazli-Akin/Edebiyat/Roman/Romantik/urunno=0000000696445